22 Haziran 2010 Salı

Onlara, OHAL değil, daha fazla açılım verin

23 Haziran 2010 - Mehmet Ali BİRAND yazısıdır.Lütfen okuyalım bunlar yaşadığmız bu toprakların gerçekleri,ülkemizin acıları...

Şu sıralarda hepimiz çok kızgınız.
Kızgın iken sağlıklı karar verilemez. Oysa özellikle şimdi, soğukkanlı davranmaya en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz.
PKK, Türkiye’nin Uluslararası Konjonktürdeki sıkışıklıklarını değerlendirmiş, içerdeki durumu da çok elverişli görmüş olacak ki, kendini yakma pahasına ortaya atılıverdi.
Kendini yakma pahasına diyorum, zira hiçbir şey elde edemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Onlar için, ellerindeki militanları heba etmenin bir cezası yok ki. Kimseye hesap vermiyorlar. Tek amaçları, Türkiye’nin canını yakmak, kamuoyu sinirlendirmek ve bizi fevri davranmaya zorlamak... Doğrusu, şu birkaç gündür yaşananları izleyince, az da olsa başarı kazandıklarını söyleyebiliriz.
OHAL'in geri gelmesi, PKK'ya çok yarar sağlar
PKK yöneticilerinin kendilerine göre birçok hesapları vardır, ancak benim görebildiğim iki önemli hedefi var.
En başta gelen hedef, halkın sinirlerini bozmak, iktidarı telaşlandırmak ve Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasının bölgeye geri getirilmesini sağlamak.
Düşünün, 1990’lardaki önlemlere dönülecek ve Güneydoğu askeri yönetime terkedilecek.
İnsanlar bir yerden bir yere gidemeyecek.
PKK’ya destek verdiğinden kuşkulanılan köyler sökülecek, kimileri yakılıp yıkılacak. İnsanlar göçe zorlanacak.
Faili meçhul cinayetler başlayacak.
Sorgusuz sualsiz insanlar tutuklanacak.
Bölgede nefes alınamayacak.
Biz bu filmi daha önce, 90’larda yaşadık. PKK eğer gücünü arttırabildiyse, işte bu uygulamalar sonucunda başarmıştır.
PKK’nın istediği, ümidi, rüyası budur.
Daha fazla kan aksın, daha fazla çatışma olsun.
Eskiye dönülsün ki, asker baskısı artsın, bölge halkı öylesine bir baskı altına alınsın ki, tekrar eskisi gibi isyan etsinler. Hergün çatışma yaşansın. Bu sayede de PKK’nın bölge halkı üstündeki denetimi artsın.
Allahtan bu oyunu ilk gören Genelkurmay Başkanı oldu. OHAL’e “şimdilik gerek bulunmadığını söyledi” içimizi rahatlattı. Başbakan da bu konuda aynı görüşü paylaştı. Ancak PKK bu işin peşini bırakmayacaktır. Onlar vurdukça kamuoyunun çeşitli kesimlerinden “OHAL’i isteriz” çığlıkları yükselecektir. Benim korkum kamuoyu baskısıyla bu noktaya gelinmesidir.
Şimdi yine bu tuzağa mı düşeceğiz, yoksa iktidarın başlatıp, yeterince cesur davranamadığı için yürütemediği Açılım’ı daha da genişleterek tekrar devreye mi sokacağız.
PKK terörünün sadece silahla çözümleneceğine inanan savaş taraftarları bu yaklaşıma kesin karşı çıkacaklardır.
Oysa çok yanılıyorlar.
Terör örgütlerini, tabanlarından ayıran tek unsur daha fazla demokrasi, daha fazla Açılım’dır.
Şimdi, gelin eskiyi bir yana bırakalım. Erdoğan-Atalay ikilisinin yeterince etkili olamadıklarının hesaplaşmasını, ilerde seçimlerde yaparız.
Şimdi, gelin silahlı mücadele kadar Açılım’a asılalım.
PKK’yı savaş besler, bölge halkıyla ilişkisini yoğunlaştırır.
Doğru dürüst bir Açılım ise, tam aksine PKK’nın elini kolun kırar.
Gelin, oy korkusunu bir yana bırakıp ortak bir cesaret gösterelim ve üstlerine gidelim. Terörle mücadele de, başka ülkelerin yapamadıklarını biz yapalım.
Tüm suçu İsrail ve ABD'ye yükleyip kendinizi aldatmayın...PKK’nın önümüzdeki yola açtığı ve hepimizin içine düşmemizi istediği diğer bir tuzak da, bütün bu yaşananların tümünün bir “Uluslararası bir komplo’dan” kaynaklandığına inanmamızdır.
Elle tutamadığımız, nereden çıktıklarını, nasıl hareket ettiklerini bilemediğimiz bu yabancı güçlerin, ülkemize komplo kurduğuna ve herşeyin bu uzanamadığınız yabancılar tarafından organize edildiğine inandığımız anda, çukura düşeriz.
Bu yaklaşım çok basittir.
Herşeyi “bilinen yabancı güçlere” fatura edersiniz. Sizin hiç yanlışınız yokmuş gibi davranırsınız. Kendi kendinizi sorgulamaktan kurtulursunuz.
“Türkiye baş kaldırıyor. Bağımsız hareket ettiği için, buna tepki gösteren İsrail ve Amerika el ele verdiler. PKK’yı taşeron olarak kullanmaya başladılar” dediniz mi, rahatlarsınız.
Suçu başkalarına çıkardınız mı, hesap verme sorumluluğunuz da azalır. İşin ucunu kaçırırsınız. Alınacak iç önlemlere kafa patlatmak, riskler almak yerine, sırtınızı komplo teorilerine dayadınız mı, kamuoyunun dikkatini o tarafa yönlendirip, paçayı kurtaracağınızı sanarsız.
Oysa, işte en tehlikeli tuzak budur.
Böylece, sadece içerde terörle uğraşmakla kalmaz, dışarda da kendinize açıkça yeni düşmanlar edinmiş olursunuz.
Yeni yabancı düşmanlar yaratmayalım...
Doğrudur, PKK’yı taşeron olarak kullananlar vardır.
Hatta, Amerika ve İsrail dahil olmak üzere, kendimizi en yakın gördüğümüz nice müslüman ülkeler de, dolaylı dolaysız şekilde mutlaka bu oyunun içindedirler. Ancak unutmayın ki, eğer siz bataklığı kurutamazsanız, birileri gelip mutlaka bundan yararlanmaya çalışacaktır.
Bu, asırlardan beri oynanan, uluslararası bir oyundur.
Türkiye de aynı oyunu oynar. Başka müttefiklerinin karanlık işlerini kurcalar. Zira kimse bir diğerinin daha güçlü olmasını istemez.
PKK şu anda taşeronluk piyasasında görücüye çıkmış durumda.
İster Amerikalılara, ister İsrail veya başkalarına verdiği mesaj açık: “Arkadaşlar ben Türkiye’yi istediğim anda karıştırabilecek güçteyim. Ankara ile hesabı olanların katkılarına açığım. Parayı bastıran, bu kampanyaya katılabilir.”
Bu gerçeği ise, sadece Türkiye değiştirebilir.
Türkiye, içindeki bataklığı kurutabilirse, ortada ne taşeron, ne de PKK’yı kullanmak isteyen ülke kalır.
“Büyümemizi, güçlenmemizi, bağımsız hareket etmemizi istemeyenler, PKK’yı harekete geçirdiler.” kolaycılığına düşmeyelim.
Aklımızı kullanıp, kendimizi bu durumlara sokmamayı bilelim.

21 Haziran 2010 Pazartesi

BABAM VE BEN


Çocuk ilk baba dediği gün Babası işte bu benim evladım dermiş taki o gün anlarmış Baba olduğunu,evladının sorumluluğunun sırtına yüklendiğini.

Babalarımızı Babalar Günün de hatırlamak ne kadar doğru ki?

Sevgili babamız biz hasta olduğumuz da , mahallede top oyanrken kavga çıktıpta dayak yediğimizde,okulda öğretmen şu kadar para getireceksiniz dediğinde,büyüyüpte kendi ayaklarımızın üzerinde dursak bile bize destek çıktığında babamız bugün baba lar günü değil yardım edemem dedimi ki...

Hayır dememiştir... En azından benim babam demedi.

Küçüklüğümden hatırladığım en güzel anı ilkokul birinci sınıfa gittiğimde ''S'' harfini yazamazdım öğretmenim de bu yüzden bana bir sayfa S harfi yazmam için ödev vermişti ama ben sayfanın yarısına kadar yazabilmiştim ağlayarak yazmak istemiyorum yapamıyorum demiştim.Babam bana yardım etmeye çalışmıştı ama genede ben yazamamıştım,yatma saatim geldiğinde gidip bi güzel yatmıştım.Sabah okula gidip defteri açtığımda bir gördümki defterimin sayfası S harfleriyle doluydu evet babam gece beni uyuttuktan sonra sanki ben yazmışım gibi defter sayfamı doldurmuştu.Babam kıyamamıştı bana ,belki doğru bişey değildi yaptığı ama benim zayıf tarafımı doldurmuştu işte...

Tüm Babaların B A B A L A R G Ü N Ü K U T L U O L S U N....

13 Mart 2010 Cumartesi

P E N G U E N


Sayın Devlet Bakanımızın Eşcinsellik konusundaki düşünceleri bu kadar güzel karükatirise edilir...tabiki anlayana :))

L O S T artık bitiyorrrrr


Resim EkleLOST,Amerikada drama televizyon dizisidir.Program,Sidney,Avustralyadan'dan Los Angeles,Amerika Birleşik Devletleri'ne uçan bir yolcu uçağının kaza yapması sonucu Güney Pasifik'te gizemli bir adaya düşen kazazedelerin hikayelerini konu edinmektedir.
Geniş ansambl oyuncu kadrosu ve Ohau,Hawaii'deki çekimlerinin maliyeti nedeniyle Lost televizyon tarihinin en pahalı dizilerinden biridir.
Damon Lindelof J.J.Abrams ve Jeffrey Lieber tarafından yaratıldı ve ABC Studions,Bad Robat Productions ile Grass Skirt Productions tarafından yapımı gerçekleştirildi.
Olumlu eleştiriler alan ve popüler bir başarı elde eden Lost,ilk yılından itibaren ABC de yayınlanan her bölümü ortalama 16 milyon kişi tarafından seyredildi.
Lost,altıncı sezonunda 121. bölümüyle sona erecek ve final bölümü,23 Mayıs 20102da yayınlanacak.
Ben hiç izlemedim ama final bölümünden sonra DVD leri alıp izlemeyi düşünüyorum.

28 Şubat 2010 Pazar

PAZAR günü ne yapmalıyım?

Pazar günleri ne yapmak isteriz??
Bütün bir hafta çalışırız ve haftaiçi kendi kendimize bir sürü söz veririz şunuda Pazar günü yaparım bunuda Pazar günü yaparım diye okadar çok şey vardırki yapılacak ama pazar günü geldimide tek yapılan şey mükemmel bir kahvaltıdır gerisi gezme tozma yada uyumadır. (kişiye göre değişir) Ben bu Pazar sabahı baktım dışarı havanın durumu kötü evde kombi yanıyor sıcacık ne işim var dışarda dedim iyide yaptım dinledim doğrusu,penceremin kenarına sandalyemi koydum elimede kitabımı aldım saatlerce okudum eee gelelim internette ne yaptığıma biraz yeni çıkan kitabları araştırdım biraz yeni vizyona giren filimlere baktım birazda indirimlere baktım.
Hemen bilgi geçiyim;

Yeni Çıkan Kitablar;
Rüya - Ümit AKTAŞ
Son DERVİŞ - Metin AKTAŞ

Vizyona Giren Filimler;
Veda
Eyvah Eyvah
Deli Dumrul
Nine

Nerde İndirim Var;
Koton
LC Waikiki
Gap
Zara
Mango
Mavi Jeans

benim ilgilendiklerim bunlar oldu:)

12 Şubat 2010 Cuma

Henüz sevgilinize hediye almadıysanız***One Minute***




14 Şubat Sevgililer günü için internetten araştırma yapıyordumki birde ne görüyim Twıgy harika bir koleksiyon hazırlamış....Nasıl harika şeyler yapmışlar bayıldım doğrusu...üzerinde işaret yazılarmı dersiniz ,gelin damat figürleri dersiniz,garfield mı dersiniz daha neler neler...sadece 2 resim ekleyebildim...Fiyatıda uygun aslında 19,00 ile 29,00 TL arasında...daha ne olsun waalla...henüz sevgilinize hediye almadıysanız mutlaka Twıgy satan mağzalara bakmanızı öneririm:))


27 Ocak 2010 Çarşamba

İlk Blog Ödülümmm


Sevgili arkadaşım!!

Chidos bana blog arkadaşlığı ödülü göndermiş;blog arkadaşlığımız pekişsin,güzel bir estantene olsun diye:) çok teşşekkür ederim Çiğdem :)

12 Ocak 2010 Salı


ŞEBO ŞEBO ŞEBO ŞEBO....
Türk Rock Müziğinin kraliçesinin yeni albümü Benim Adım Orman çıktı ve hemen aldım mükemmel albüm yapmış kraliçe,her albümde olduğu gibi özlü sözlü şarkıları döktürmüş:) Müziklerdeki alt yapının çok başarılı olduğunu söyledi Cem.
Albüm kapağının fotoğrafında birşeyi farkettim Şebo daha kadınsı gözüküyor,büyümüş Madonna gibi valla yaşlandıkca güzelleşiyor:))

6 Ocak 2010 Çarşamba

Dünyanın Sonu Olması Şart mı ?

Bir Üniversitede , Profesör derse şöyle başlamış :
- "Düşünün ki bugün Dünyanın son günü. Yarın bu saatte her şey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız?"
Tüm öğrencilerden bir çok değişik cevap gelmiş:
- İbadet eder Tanrıdan günahlarımı affetmesini dilerdim,
- Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım,
- Ailemle zamanımı geçirirdim,
- Anneme veya Babama giderdim,
- Arkadaşlarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım,
- Barbekü partisi yapardım,
- Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.
- Yatar uyurdum.
- Ormanda son defa dolaşırdım,
- Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
- Akşam yıldızları seyrederdim.
- En sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
- Piknik yapardım,
- Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim,
- Jet uçağına binerdim,
- Üzdüklerimi arar özür dilerdim beni affetmesini isterdim vs..
Hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. Sonra gülerek ;
-" Çocuklar bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı ..? " diye sormuş.

Kan şekerinin Yükselmesi Nedir ?

Bilindiği gibi normalde (şeker hastası olmayanlarda) açlıktaki kan şekeri düzeyi 70-110 mg/dL’dir. Kan şekerinin normalin üzerinde bulunmasına hiperglisemi adı verilir.
Eğer, açlıktaki kan şekeri 180 mg/dL’nin üzerinde ise çok yüksek şeker olarak kabul edilir. Şeker hastasında devamlı olarak yüksek şeker tesbit edilişi diyabetin kontrol altında olmadığını gösterir.
Kan Şekeri Düzeyini Neler Yükseltir?
Hiperglisemi ya yavaş yavaş ya da hızla oluşur.Kan şekerini yükselten herşey hiperglisemiye neden olabilir.
Ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlarınızı gerektiği kadar almaz ya da insülininizi yeterli miktarda yapmazsanız,
Başka bir nedenle hastalanırsanız(iltihap-infeksiyon gibi),
Çok fazla yemek yerseniz,
Her zamanki egzersizinizi yapmazsanız,
Stresli bir dönem geçiriyorsanız kan şekeriniz çok yükselebilir.
Genellikle günlük tedavi programını aksatmayan ve düzenli yaşantısı olan diyabetiklerde hiperglisemi beklenmez.
Kan şekeri düzeyinizi düzenli aralıklarla ölçün ve kontrol altından çıkmaya başladığında, bunun ne zaman olduğunu diyabet eğiticinize bildirin.
Kan Şekeri Yükselmesinin Semptomları
Sıklıkla hiçbir belirti hissetmeyebilirsiniz. Ancak aşağıdaki şikayet, belirti ve bulgular hiperglisemiyi düşündürmelidir.
Her zamankinden daha fazla susarsanız
ve çok su içerseniz.
Her zamankinden daha fazla acıkırsanız
ve çok yemek yerseniz.
Sık sık idrar yaparsanız.
Gece boyunca idrar yapmak için uykudan
uyanırsanız.
Derinizde kuruma ve kaşıntı varsa
Halsizlik, yorgunluk hissediyorsanız.
Bulanık görüyorsanız.
Herhangi bir enfeksiyonunuz varsa.
Kesikleriniz, yaralarınız çok yavaş iyileşiyorsa.
Kan Şekerinin Aşın Yükselmesi Nasıl Tedavi Edilir?
Her zamanki günlük diyabet tedavisi uygulamanıza dönmeniz, kan şekeri yükselmesinin en iyi tedavi yoludur.
Şu bakımlardan emin olun:
Diyetinize titizlikle uyun.
Diyabet ilaçlarınızı (ağızdan alınan veya
insülin) zamanında ve doğru olarak
almalı ve yapmalısınız.
Düzenli fizik egzersizleri yapmalısınız.
Her gün kan şekerinizi ölçmelisiniz.
Ancak kan şekeri giderek artıyorsa, idrarda keton cisimlerinin aranmasına ve doktor kontroluna ihtiyaç vardır. Çünkü kontrol altına alınamayan şeker düzeyi, çok tehlikeli derecede yükselerek ketoasidoz gelişebilecektir. Ketoasidoz tedavi edilmezse koma tablosuna girebilirsiniz.

31 Aralık 2009 Perşembe

HoşGeldin 2010


Penguen gene yapmış yapacağını ve harika bir kapak oluşturmuş:)
Sayın Başbakanın yeni yıla bakışı mizahi gözden ancak bu kadar net anlatılabilirdi:)Tebrik ediyorum tüm penguen yazar grubunu:)
Ülkemizin genel gişihattı hakkında eski yıl ve yeni yıl için yorum yapmaya gerek kalmadı bu kapağı gördükten sonra...
EEEE anlayana çok güzel bir kapak olmuş...

30 Aralık 2009 Çarşamba

Y E N İ Y I L :) Y E N İ Y I L :) D İ Y O R U Z ama !!


Yeni Yıl geliyor dedik bizde Çam Ağacımızı salonun en güzel yerine kurduk...
Öyle güzel duruyor ki bide altına hediye koyan olsa tamamdır yani:)
2009 çok güzel anılarla geçmedi malesef ; aylarca maaş alamadık,cinnet noktalarına geldik çok kötüydü çokkkk...haftasonları evde temizlik yapmaktan kafayı yemiştim:( İnsanız sonuçta tabi bide bayanız şöyle kafama estikce alışveriş yapamadım maaşımı alınca şöyle keyifle denize karşı kahvemi içemedim.Arkadaşlarımın doğum günü olurdu hediye alamadığım için çoğuna gidemedim.Bir organizasyon olurdu parasızlıktan katılamadım.Ne tatile gidebildim nede eve misafir kabul edebildim.Aylarca 2 tane kıyafetle işe gidip geldim çünkü hiç canım istemiyordu çünkü hep moralim bozuktu çünkü stress altındaydım.
Hiç unutmuyorum 6. ayda işten ayrılmaya karar verdim çünkü bunalımdaydım doğru düzgün bir karar veremiyordum hata yaptığımı anladım 7. ayda kararımdan vazgeçtim. 2009 çok kötü bir süreçle geçti gitti nihayet bidahada böyle bir yıl yaşamayız ülkece hatta dünyaca:)
Ekonomik kriz bu sonuçları doğurdu ama şuda varki elimdekilerin kıymetini öğrendim,artık gardolabım ağzına kadar giymediğim kıyafetlerle dolu değil artık gerekli değilse çöp dahi almıyorum.Şimdi bir adım atarken 10 kere düşünüyorum eskiden olsa asla bunları umursamazdım.
Bu yılın bittiğine çok ama çok seviyorum bu kötü anıları 2009 ile geride bıraktım çünkü 2010 da herşey dahada güzel olması için elimden geleni yapacağım,öyle cicili bicili laf etmiyeceğim,ben elimden geleni yapacağım çünkü geride bıraktığım yıl bunu öğretti bana:) Bu yıl hiç yapmadığımı yaptım ve Milli Piyango bileti aldım belki çıkar ''bir umuttur yaşatır insanı'' demiş şair değilmi:)

2009 30 Haziranda tanıştık Cem le bugün ilişkimizde 6 ay bitti yılın en güzel kazancı oldu işte ne mutlu bana:)

2010 çift rakam o yüzden şanslı ve uğurlu gelsin herkeze :)Herkezi öpüyorum ve İyi Seneler Diliyorummmmm

3 Aralık 2009 Perşembe

BUGÜN 3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ



3 Aralık Dünya Engelliler Günü.
Dünyada 500 milyon engelli yaşıyor. Türkiye'de ise bu rakam 8,5 milyon.
Toplum olarak Engelli vatandaşlarımıza daha duyarlı,yardımcı olmalıyız.Böyle olmayı onlar istemediler seçme hakları yoktu ve dünya ya böyle geldiler.Kimse benim başıma gelmez demesin ve bu açıdan baksın engelli insanların hayatlarına.

SUDAKİ UMUT:ÇAKALLARIN HAYATI



Ilısu barajını yapacak inşaat şirketlerinin sporsorluğunda çekilen ''Sudaki Umut'' adlı TRT belgeselinde,barajların hayatımızı nasıl güzelleştirdiğini anlatırken Hasankeyf'le birlikte sular altında kalacak tarihi değerlerden hiç bahsedilmiyor.

28 Kasım 2009 Cumartesi

HAYAT: BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN



Herkesin Kurban Bayramını En İçten Dileklerimle Kutlarım:)
Aslında şöyle cancanlı neşeli bayramı ifade eden bir resim koyacaktım ama Doğalgaza sinsice yapılan zammı duyunca bu işi en güzel penguen dergisi yorumlar dedim ve düşündüğüm gibi çıktı:)
Bayram günü yapılan bu zammı şiddetle kınıyorum....

21 Kasım 2009 Cumartesi

ÖNEMLİ HABER : DOMUZ GRİBİNDE DOĞAL DESTEK

DOMUZ GRİBİNE KARŞI

DOĞAL DESTEK: KEKİK



Kekiğin ( Thymus vulgaris L., Thymus zygis) bileşiminde bulunan thymol ve carvacrol mikro organizmaların çoğalmasını önlemektedir. Thymol’ün fenolden 20 kat daha güçlü etki gösterdiği bilinmektedir ve en güçlü bakteri ve virüs öldürücüleri arasında yer almaktadır. Kekiğin HSV-1, HSV-2 ve ACVres virüslerine karşı etkili olduğu bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur.

Kekik, Sağlık Bakanlığı’nca açıklanan tedbirlere ilave olarak, korunma amaçlı temizlikte kullanılabilir. Bunun için; 2 yemek kaşığı ince kıyılmış veya öğütülmüş kekik fincana konur, üzerine 1 limonata bardağı kaynar su ilave edilir, ağzı kapalı olarak 15 dakika bekletilip süzülür. Yemeklerden önce ve sonra eller yıkanır, elde edilen sulu kısımla ovuşturulur, tırnak içlerinin iyice temizlenmesi sağlanır. Salgın geçene kadar uzun tırnakların kesilmesi önerilir. Bu kekikli suyla ağız gargara yapılır ve buruna da çekilir. Mutfak, lavabo ve banyodaki ıslak yerler bu kekikli suyla silinebilir.



Kaynak: Dr. Ahmet Toptaş, Alman kanunlarına göre düzenlenip izin verilen

BİTKİLERLE MODERN TEDAVİ, Gonca Yayınevi, İstanbul 2009,

ISBN: 978-9944-790-31-4, (0212)5285076-5286005.

16 Kasım 2009 Pazartesi

GÜNCE:BAŞARILI BİR TAKIM OLMAK


14-15 Kasım da iş yerimizin bizim için düzenlemiş olduğu eğitim programına katıldım.Çok renkli zaman geçirdik.Klasik oflu poflu bir eğitim olacak sanmıştım ama tamamen yanıldım.
Eğitimin amacı Takım Çalışması nedir,nasıl yapılır?Öğrendiğim en önemli şey sadece iş hayatında değil hayatın hemen her dalında takım olabilmekti.Ben sevda olarak iş yerinde de sevgilim yanında da sosyal hayatta ta ailemin yanında da hep benim aslında sadece yansımalarım varmış.

SONUÇ
DAVRANIŞ
BİLİNÇ
ne demek şimdi bu ?

Hayatta gördüğümüz herşey bir sonuçtur.Davranışlarımızı gerçekleştirirken bizi harekete geçiren bilinçimizdir.

13 Kasım 2009 Cuma

GÜNDEM:G.D.O. ŞİFRESİ NEDİR?


Düşünsenize bir sabah uyanmışız kulağımız uzamış yada sakalımız çıkmış yada parmaklarımız kısalmış...ne yedeğimizi bilmediğimiz bu zamanlarda hepsi mümkün...Dünya nereye gidiyor böyle diye düşünüyorum çocuklarımız nelerle karşılaşacak...İnsanlık için iyi şeyler yapalıcak diye beklerken en büyük kötülükleremi maruz kalıyoruz?...G.D.O nedir diye bir araştırma yaptım ve aşağıdaki yazıyı mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Salatanıza doğradığınız domatesin, domates dışında genlere de sahip olabileceğini hiç düşündünüz mü? Örneğin balık genine... Sadece domates yediğinizi düşünürken, aslında balık geni aktarılmış, gen mühendisleri tarafından yaratılmış, yepyeni bir ürün tüketiyor olabilirsiniz.
Balık ve domates genleri arasındaki ilgiyi kuramadıysanız eğer, GDO yani genetiği değiştirilmiş organizmaların ne anlama geldiğini de bilmiyorsunuz demektir. Oysa GDO lu ürünler market raflarında ve mutfaklarımızdaki yerini çoktan almış durumda. Bugün dünyanın hemen her yerinde, GDO lara yönelik ciddi tartışmalar sürüyor. Yeşil devrim olarak da adlandırılan bu süreci savunan ABD gibi ülkeler, GDO ların dünya açlığını önlemenin tek yolu olduğunu savunuyor.
GDO lu ürünleri "frankeştayn gıda" olarak tanımlayan GDO ya karşıtları ise doğal yaşamın çok uluslu şirketlerce patent altına alınarak, güney ülkelerinin ve tarım nüfusunun sömürüye açık hale getirildiğini belirtiyorlar.
Yasal prosedür yaşanan gelişmeleri aynı hızda takip edemese de, ülkemizde de genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların ekimi, satışı ve ithali konuları, GDO lu tohum ithal eden ve üretme talebinde bulunan şirketlerin, tarım bakanlığının, GDO ya hayır diyen sivil toplum kuruluşlarının ve akademisyenlerin gündeminde.
GDO lu tarımın yüzde 99 u ABD de Genetik teknolojisi her geçen gün hızla ilerlemeye devam ediyor. İnsan kopyalamanın bile mümkün olabileceğini bildiğimiz bir dönemde, canlı organizmalara, kendi doğasında bulunmayan başka bir karakter kazandırma yoluyla, farklı bir organizma elde etmek, pek çok insan tarafından normal karşılanabiliyor.
Biyoteknolojik yöntemlerle, kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara genel olarak GDO ya da "transgenik ürünler" adı veriliyor.
Transgenik bitkilerin tarla denemelerine ilk olarak 1985 yılında başlanmış olsa da, üretime geçilmesi 1996 yı bulmuş. Halen yapılmakta olan GDO lu tarımın yüzde 99 u ABD, Kanada, Arjantin ve Çin de gerçekleşiyor. GDO lu ürünlerin başında mısır, patates, soya, buğday, pamuk, domates, pirinç ve bazı balık türleri geliyor. Şu ana kadar, dünyada ekili alanların 67 milyon hektardan fazlasında GDO lu tarım yapılmış.
GDO açlığa çözüm mü? ABDbaşta olmak üzere, GDO lu tarımın yaygınlaşmasını destekleyen ülkeler ve GDO lu tohum üretimi yapan uluslararası şirketler, transgenik tarımın dünyanın hızla artan nüfusunun açlık problemine çözüm olacağı gerekçesiyle savunuyor.
Yeşil devrim olarak da adlandırılan bu süreci savunan ABD Başkanı George W. Bush "Dünyanın çok büyük bir kısmı açtır. Genetik olarak değiştirilmiş bitkiler; yüksek verimli, hastalıklara dayanıklı üretimi doğururlar. Dolayısıyla dünyanın açlığını önlemenin tek yolu, genetik olarak değiştirilmiş organizmaların üretimini gerçekleştirmektir" sözleriyle, geleneksel tarımın olumsuzluklarına karşı, genetik tarımı destekliyor.
GDO lu tohum üreten şirketlerse, genetik yapısıyla oynanarak oluşturulan yeni tohumların, her türlü böcek ve ot ilacına karşı dirençli hale getirildiğini, bu şekilde tarımda verimlilik artışı sağlanacağını söylüyorlar.
Çoğu çevrebilimci ise, üçüncü dünya ülkelerindeki açlık sorunun, üretim potansiyelindeki eksikliklerden değil, üretimin dağıtımının adil olmayışından kaynaklandığını vurguluyor. GDO ya karşı dünya çapında örgütlenen sivil toplum kuruluşları da, GDO nun açlığa çözüm olmadığı, aksine doğal yaşamın çok uluslu şirketlerce patent altına alınarak, güney ülkelerinin ve tarım nüfusunun sömürüye açık hale getirildiğini savunuyor.
Frankeştayn gıdaların sağlığa zararı var mı? Farklı gen türlerinin karıştırılması yoluyla elde edilen yeni organizmalar, GDO karşıtlarınca, "frankeştayn gıda" olarak tanımlanıyor.
GDO lar konusundaki en yoğun tartışmalardan biri de, genetik teknolojiyle üretilen gıdaların, insan sağlığı üzerindeki etkileri. Üretici firmalar bu konuda çok net konuşmasalar da, GDO karşıtları, GDO nun insan sağlığını tehdit ettiğine dair üç temel tez ortaya koyuyor:
Bunların başında, GDO lu gıdaların, antibiyotiğe karşı önceden dirençli olarak geliştirilmiş olması geliyor. Gen teknolojisi sürecinde, her hangi bir canlı organizmanın içine, bir başka canlının gen yapısına yerleştirilme sürecinde, o genin korunması için antibiyotik kullanılıyor. Dolayısıyla, zincirdeki son halka olan insan, bunu yediği zaman ister istemez antibiyotik almış oluyor. Böylece, sonradan bir hastalıkla karşılaşan bünye, antibiyotiğe karşı bağışıklık kazanmış oluyor.
Farklı organizmaların genlerinin birbirine eklendiği süreçte, alerjik etkiler de ortaya çıkabiliyor. Örneğin, fındığa karşı bir alerjisi olan bir metabolizma, farkında olmadan fındık geni aktarılmış patates yediği bir durumda, bünye alerjik reaksiyon gösteriyor.
GDO lu ürünlerin hemen hemen yüzde 70ine yakını, kuraklığa ve böceğe dayanıklılık sağlanması amacıyla, böcek ilacı içerdiğini belirten GDO karşıtları, böcek zehri aktarılmış bir mısırı yiyen bünyede toksik etkiler ortaya çıkabileceğini söylüyor. GDO savunucuları, GDO nun insan sağılığına yaptığı olumsuz etkileri kabul etmiyorlar ancak, kesinlikle zararsızdır gibi net bir ifade kullanmaktan da kaçınıyorlar.

ATAMIZIN 30 ÖZELLİĞİ

1.”ATA” LAFINI SEVMEZDI
“Atatürk” hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak
almıştı.Kendisine” Ata” diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BASUCU KITABI “CALIKUSU” YDU.
Binlerce kitabi vardı.Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin’in unlu
Çalıkuşu” romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. “Fox” adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Muzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına onculuk edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi.Lacivert takım giymeyi
sevmezdi.

9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46′ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı
giyerdi.

10.RUMELI SIVESI
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle
telaffuz ederdi.

11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanım`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyor Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanın üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi.Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DUZEN TAKINTISI VARDI
Evinde ,çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOSGORULU LIDER
Koylunun birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış,”Alin bunu kendi içsin” diyerek Atatürk`e
küfretmişti.Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra “Onu
mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin” dedi.

17.SIGARA PAZARLIGI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk “sekiz” demişti. Doktor bunu günde bir
pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:”Ben
zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım”.

18.”BU NASIL HALKCILIK?”
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti.Kondüktörün milletvekillerinden
bilet parası almamasına şaşırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, “Ne de güzel halkçılık ama” demişti.

19.”LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!”
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini
kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: “Adam olmak
demektir hocam,adam olmak!”

20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle
durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca’yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya
Fransızca sözcükler de eklerdi.

22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı.Oyun sonunda
kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor
olmasına şaşırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: “T.C`de bir
tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar”.

25.BIR RICASI BAS ACTIRDI
Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, “Hafız Hanim
benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın?” diye sormuştu. Kadın bas
örtüsünü açarak , Atatürk`un önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BILARDO VE YUZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BASARILI DERS.
Eğitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayati boyunca surdu.

28.YAGCILARA GECIT YOK
Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasıda kendisine gereksiz şekilde iltifat
eden Abdulhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rustu
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği
güvercinliği vardı.


SEVGİLER.....

10 Kasım 2009 Salı

Güncel : Atam Seni Saygı ve Minnetle Anıyoruz.



10 Kasım....
Ölümünün ardından 71. yıl geçti ve biz seni asla unutmadık.Atam seni saygı ve minnetle anıyoruz.
Atam uyuduğun yerde mekanın cennet olsun...
Sen bizi Cennet gibi bir ülkeye kavuşturdun ama ne yazık ki kirli bir su damlası düştü üzerine,hızlı yayılan karanlıktan beslenen.Benim gibi karanlıkları aydınlıklara ulaştırmak isteyen insanların sesini sağırlaşmış kulaklar duymuyor.
Bu ülke hiç olmadığı kadar sana ihtiyacı var.Yapmamız gereken sadece senin çizdiğin yoldan gitmek,seni anlamak,seni iyi yorumlamak ve senin düşüncelerinle karanlıklara aydınlık olmak...
Türk para gibidir...İçine ışık tuttuğunda Atatürk yoksa sahtedir!

Sayfalar