7 Temmuz 2010 Çarşamba

İnternette promosyon devrimi

Duyduk duymadık demeyin! Hayatın aslında sokaklarda olduğuna inanan ve bu doğrultuda yaşayanlar için yeni bir çağ başladı. Bundan böyle sosyal hayata dair ne varsa hepsi inanılmaz promosyonlarla ayağımıza geliyor!

Bugünlerde ardı ardına açılan internet siteleri bize her gün farklı bir fırsatı en az yüzde 50 indirimle sunuyor. Kimi gözde bir mekanda inanılmaz fiyatlara yemekler veriyor, kimi ünlü bir spa'da masaj, kimiyse sinema bileti. Aralarındaki rekabet kızıştıkça bu durum en çok bizim işimize geliyor. Sonuçta zaten gittiğimiz mekanlara bu sayede inanılmaz indirimlerle gitme, gitmediklerimiziyse deneme şansı yakalıyoruz. Sistem çok basit. Önce aşağıdaki sitelere üye oluyorsunuz, sonra da pusuya yatıp sizi cezbeden bir fırsatın karşınıza çıkmasını bekliyorsunuz. Hepsi bu!

Sehirfirsati.com
'Şehir Fırsatı' olarak ülkemize gelen 'City Deal' sistemi ve Groupon markası bugüne kadar dünyanın dört bir yanında milyonlarca tüketiciye avantaj sağlamış. Merkezi Amerika olan bu firmanın Türkiye temsilcisi sehirfirsati.com, daha önce de bir yazımda bahsettiğim gibi sosyal hayatın tüm avantajlarını ayağınıza kadar getiriyor. Sistemin en büyük avantajlarından biriyse, sadece İstanbul’da değil, tüm Türkiye’de hizmet vermesi. Sehirfirsati.com’da bugüne kadar verilen fırsatlar arasında; TAPS’te iki 50'lik bira ve bir pizzayı 38.50 TL yerine 19.25 TL’ye yeme şansı, Akon'un İstanbul konserini 100 TL yerine 50 TL’ye izleme imkanı, Salomanje’de viski, votka ve tüm kokteyl çeşitlerini 25 TL yerine 12 TL’ye yudumlama ve AFM sinemalarında istediğimiz filmi 1 TL’ye seyretme fırsatı bulunuyor.

Markapon.com
Gittigidiyor.com, Cimri.com, UzmanTv ve İstanbul.net’in kurucularının yarattığı markapon.com Haziran’ın 17’sinden beri fırsatlar sunmaya devam ediyor. Şimdilik İstanbul, İzmir, Ankara ve Adana için hizmet veren sistemde bugüne kadar Zümrüt Fotoğrafçılıkta 24 adet vesikalığı 50 TL yerine 25 TL’ye çektirme şansı, Çubuklu Hayal Kahvesi’nde 100 TL’lik rakı- balık keyfini 50 TL’ye yaşama fırsatı ve Palma d’Oro’da 40 TL’lik yemekleri 20 TL’ye mideye indirme imkanı gibi indirimler yayınlandı.

Grupanya.com
Mayıs ayından beri hizmette olan Grupanya.com ise 30 binden fazla kişiye ulaşmış. Şu anda İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir ve Antalya’da hizmet veren Grupanya’da bugüne kadar Suada Club’da hafta içi tüm gün havuz sefasını 50 TL yerine 25 TL’ye sürme şansı, Yoga Academy’de 10 seanslık Yoga Eğitimine 320 TL yerine 40 TL’ye ulaşma imkanı ve Supperclub’da bir gecelik yemek ve gösteri’ye 100 TL yerine 50TL’ye katılma fırsatı gibi imkanlar göze çarptı.

Grupfoni.comİnternet alışverişinin vazgeçilmez sitesi markafoni.com’un yaratıcılarının son projesi grupfoni.com olarak karşımızda. 'Şehir artık daha güzel' sloganıyla her gün değişik bir fırsat sunan bu sistemde tüm Türkiye için bir şeyler var. Bugüne kadar Chinese Express'te altılı California Roll’u bir TL ’ye, Asmalımescit Faces’ın özel kokteyl çeşitlerini 10 TL’ye ve Kuruçeşme Locca Club'ta 70 cl şişe votka + meyve suyunu 250 TL’ye sundular bile.

Ekoloni.com
Her gün bir öncekinden daha heyecan verici bir teklifle üyelerine ulaşan ekoloni.com ise bir diğer avantaj sitesi. Sadece İstanbulluları mutlu etmeyi hedefleyen sistemde bugüne kadar Cevahir AVM Megaplex’te 2 TL’ye sinemaya gitme, Mehmet Tatlı'dan saç kesim, fön ve saç bakımını yüzde 50 indirimle yaptırma ve Ajda Pekkan, Ferhat Göçer ve Volkan Konak konserlerini yüzde 50 indirimle izleme şansı gibi avantajlar yayınlandı.

6 Temmuz 2010 Salı

TARİHİMİZ

Tarihten Sayfalar adı altında 2 yazı yayınladım.Mühteşem Süleyman ve dillere destan Hürrem Sultan.
Dün Boleyn Kızları DVD sini izledim ve kendi kendime dedim ki bu yabancılar tarihsel filim dedim mi sinekten yağ çıkarıyorlar.

Biz neden yapamıyoruz ki...

Bizde bir tarih var ki anlat anlat bitmez 1.0000 tane de filim çıkar.Ülkemizdeki yapımcılar acilen bu konuyu ele almaları gerekiyor.
Romanları dizilere çevirmek akıllıca fikir ama Tarihimizide beyaz perdeye artık taşısak diyorum.
Bu tarz filimlerin maliyetleri yüksek oluyor evet ama değer diye düşünüyorum.

T A R İ H T E N S A Y F A L A R


HÜRREM SULTAN

Hürrem Sultan ya da Hürrem Haseki Sultan (d. 1506 - ö. 1558) doğum adı: Aleksandra Lisowska, Osmanlıca adı: خرم سلطان, Avrupa'da tanındığı ad: Roxelana. Osmanlı padişahı I. Süleyman'ın eşi ve sonraki padişah II. Selim'in annesidir. Bir Osmanlı padişahıyla nikâhla evlenmiş ilk kadın olma ayrıcalığını taşır.

Kökeni:
Lehistan Krallığı'nın sınırları içerisinde bulunan Rohatyn'de doğdu. Tatar akıncılar tarafından 1520 tarihinde Rohatyn'den kaçırılmış ve daha sonra Kırım Hanı tarafından Osmanlı sarayına sunuldu[kaynak belirtilmeli].

16. yüzyıl kaynaklarına göre kızlık ismi bilinmiyordu. Ama daha sonraki kayıtlara göre mesela 19. yüzyılın Ukrayna'daki ilk kayıtlarına göre Anastasia (Kısaca Nastia) Polonyalıların geleneğinde, Aleksandra Lisowska olarak bilinir. Genelde Hürrem Sultan ya da Hürrem balsaq sultan olarak bilinirdi; Avrupa dillerinde Roxolena, Roxolana,Roxelane, Rossa, Ruziac, Türkçe'de Hürrem (Farsça kökenliخرم Khurram), neşeli olan kişi ve (Arapçada Karima -كريمة) Soylu olan kişianlamına gelir. Roxelana, onun gerçek ismi olmayabilir ama takma adı onun Ukraynalı soyuna ait olan (Günümüze ait yaygın isim Ruslana) ve doğu slav ismi olan, Roxolany ya da Roxelany, şimdiki Ukrayna halkında 15. yüzyıldan sonra kullanılıyordu.

Saraydaki yaşamı:
Hürrem Sultan Portrede Sultan, saçları örgülü, tülbent sarılı başı incilerin dolaştığı hayali bir başlıkla ve sol profilden resmedilmişHürrem Sultan, sarayda özel bir eğitim gördü. Güzelliği, zekası ve becerisi ile padişahın dikkatini çekmeyi bildi. Harem kadınları ve saray ileri gelenleri arasında da kendine yer edindi. Hürrem Sultan saraya geldiğinde Kanuni'nin cariyelerinden biri olan Mahidevran Sultan'dan Mustafa isimli bir oğlu vardı. Mustafa zamanla çok sevilen bir şehzade haline geldi. Mustafa'nın Kanuni'den sonra padişah olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Bu da Mahidevran Sultan'ın Valide Sultan olacağı anlamına geliyordu. Oysa Hürrem Sultan her bakımdan Mahidevran Sultan'ın önüne geçti ve Kanuni'nin güven ve sevgisini kazanarak onun nikahlı eşi oldu.

Hürrem Sultan kızı Mihrimah Sultan'ı Vezir-i Azam Rüstem Paşa ile evlendirerek Vezir-i Azam'la bir ittifak oluşturdu. Kanuni, yeniçeriler tarafından çok sevilen oğlu Mustafa'yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla öldürttü. Hürrem Sultan'ın Kanuni'yi bu kararda etkilediği inancı yaygındır. Şehzade Mustafa'nın öldürülmesinden sonra Mahidevran Sultan iyice gözden düştü. Yaşamının büyük bir bölümünü fakir olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursa'da geçirdi. Ancak Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra Hürrem Sultan'ın oğlu padişah II. Selim Mahidevran Sultan'a maaş bağlattı ve oğlu Mustafa'nın türbesini yaptırttı.


Süleymaniye Camii avlusundaki Hürrem Sultan TürbesiDevlet yönetiminde etkili olan Hürrem Sultan, İran savaşını destekledi. Ruslar ve Lehlerle barış içinde yaşanılmasını sağladı. Bu dönemde Ruslar Kazan ve Astrahan Hanlıklarına hakim olup doğuya doğru yayılmaya başladılar.

Hürrem Sultan 18 Nisan 1558 tarihinde eşi Kanuni Sultan Süleyman'dan önce 52 yaşındayken öldü. Oğlu II. Selim'in tahta çıkışını göremedi. Süleymaniye Camisi Külliyesi içinde kendisi için yaptırılan türbeye gömüldü. Türbenin iç duvarları bir cennet bahçesini tasvir eden İznik çinileriyle kaplıdır.

Hayır İşleri:
Hürrem Sultan tarafından yaptırılmış İstanbul'un Haseki semtindeki Haseki HamamıHürrem Sultan İstanbul'da günümüzde onun adıyla anılan Haseki semtinde, Mimar Sinan'a Haseki Külliyesini yaptırmıştır. 1538-1550 yılları arasında inşaatı tamamlanan külliyenin içinde bir hamam, medrese ve hastane bulunmaktadır. Günümüzde T.C. Sağlık Bakanlığı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak tanınan bu hastane Türkiye'de kesintisiz hizmet vermekte olan en eski hastane olma özelliğini taşır.

Hürrem Sultan ayrıca Ayasofya Camii civarında yardıma muhtaç ve fakirlerin karnını doyurmak için bir mutfak yaptırtmıştır.

Ölümünden Sonra:
Hürrem Sultan'ın doğduğu yer olduğu sanılan Ukrayna'ın Rohatyn kentindeki Hürrem Sultan anıtıHürrem Sultan Avrupa'da, modern Türkiye'de ve batıda birçok resim, müzik ve bale gibi tarihi çalışmalara konu olmuştur. Mesela Joseph Haydn'in 63. senfonisini örnek verebiliriz. Eserler Ukraynalılar tarafından yazılmıştır ama genelde İngilizce, Almanca ve Fransızcadır.

Hürrem Sultan'ın doğduğu yer olduğuna inanılan Ukrayna'nın Rohatyn kentinde bir Hürrem Sultan anıtı bulunmaktadır. 2007 yılında, Ukrayna'daki bir liman kenti olan Mariupol'daki Tatarlar Hürrem Sultan'ın onuruna bir müze açmıştır.

T A R İ H T E N S A Y F A L A R


I. SÜLEYMAN

I. Süleyman (Osmanlı Türkçesi: سليمان Sulaymān; Lakabı: Kanuni (Arapça: القانونى‎, El-Kânûnî), birçok batı ülkesinde daha çok Muhteşem Süleyman) (d. 27 Nisan 1495, Trabzon – ö. 6 Eylül 1566). 10. Osmanlı padişahı ve İslam halifesidir. Babası I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Sultandır.

I. Selim'den 6.557.000 km 2 devraldığı Osmanlı Devleti'ni, kırk altı yılda 14.893.000 km2'ye ulaştırmıştır (Avrupa'da 1.998.000 km2, Asya'da 4.169.000 km2, Afrika'da da 8.726.000 km2 olmak üzere). Kanuni Sultan Süleyman ve Muhteşem Süleyman olarak da anılır.

1520 yılında tahta çıktı.1521'de Belgrat, 1522'de Rodos, 1526'da Mohaç, 1534'de Bağdat ve Tebriz, 1538'de Boğdan'ın tamamı ve Preveze, 1541'de Macaristan'ın tamamı, 1543'de Estergon, 1553'de Safevi topraklarının bir kısmı, 1566'da Zigetvar fethedildi. Zigetvar fethedilmeden 1 gün önce 6 Eylül 1566 tarihinde ölmüştür.

Çocukluk ve Gençlik Yılları :
Osmanlı Padişahı I.Süleyman, günümüzde Türkiye'nin Trabzon şehrinde 27 Nisan 1494 tarihinde doğdu.7 yaşında bilim, tarih, edebiyat, din ve askeri taktikler için İstanbul Topkapı Sarayı'ndaki okula gönderildi. Genç bir kişi iken Pargalı Damat İbrahim Paşa'nın arkadaşı oldu. 17 yaşından sonra genç Süleyman İstanbul'un ilk valisi olarak atandı. Edirne'deki kısa süren görevinden sonra Manisa'ya atandı. 25 yaşında babasının Selim'in(1512-1520) ölümü üzerine Süleyman İstanbul'a geldi ve onuncu Osmanlı Sultanı olarak tahta çıktı.

Süleyman'ın erken bir tanımlaması Venedik elçisi Bartelemeo Contari 'nin gelişinden birkaç hafta sonra elde ediliyordu. Contari, " O yirmi beş yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu ince çok uzun, yüzü ince, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyık ve küçük sakalı var. Bunlara rağmen hoş çehreli. Derisi solgunluğa meyilli. Çalışmaya düşkün, bilgili, mahir bir efendi olacağı söylenir. Bütün insanlar onun hükümdarlığında iyilik umut ediyor." ifade etmektedir.

Süleyman, İskender'in dünya imparatorluğu kurma vizyonundan etkilendi, bu düşünce onu Avrupa'da olduğu kadar Asya, Afrika'da da seferlerde bulunmaya zorladı.

Savaşları :Tahta çıktıktan bir yıl sonra Belgrad'ı fethetti (1521), ertesi yıl ise Rodos'u aldı (1522).Mohaç seferini düzenleyen Süleyman 29 Ağustos 1526'da Macar ordusunu 2 saat kadar kısa bir sürede yenerek Macarlar'a ağır bir darbe vurup; Budin'i kısa bir süre sonra da Viyana'yı kuşattı (1529 I. Viyana Kuşatması). Bu savaşta çok dahice bir plan uygulamıştır. Önce Macarların üstüne saldırmasını beklemiş sonra bozguna uğradığı görüntüsü vererek Macarları ormana doğru çekmiş ve çalıların arasına yerleştirilen 300 top birden Macar piyadelerinin üstüne ateş edildi. Bu savaşlar sonucunda Macaristan egemenlik altına alındı.

Sonraki yirmi yıl içinde Kuzey Afrika, Orta Doğu ve İran'dan geniş bölgeler Osmanlı egemenliğine alındı. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa Cezayir ve Kuzey Afrika'yı alarak Akdeniz'i bir Türk gölü haline getirdi. Doğuda ise İran'la yapılan savaşlar sonunda Tebriz alındı. 1562'da Transilvanya bölgesi alındı. Son savaşı olan Zigetvar seferinde Zigetvar kalesini kuşatılması sırasında ölen I. Süleyman'ın cenazesi Mimar Sinan'a yaptırtmış olduğu Süleymaniye Camii'nin avlusundaki türbeye gömüldü.

Kişiliği

I. Süleyman'nın TuğrasıFrenk diyarına yaptığı savaşlarda büyük başarılar kazanan I. Süleyman, bu sayede Batı devletleriyle özellikle de Fransa'yla yakın siyasi ilişkiler kurmasına yol açmıştır. Fransa'ya verilen ve ileriki yıllarda Osmanlı'nın ekonomik yönden çökmesine yol açan kapitülasyonlar da I. Süleyman zamanında tanınmıştır ancak bu kapitülasyonların verildiği antlaşmada Kanuni Sultan Süleyman bir şart eklemiştir,"Kapitülasyonlar sadece 2 hükümdarın(Fransız kralı ve Kanuni)hayatı boyunca geçerli olacaktır.Yani 2 hükümdarda ölürse kapitülasyon antlaşması geçersiz sayılacaktır.Ancak Kanuni öldükten sonra fransız hükümeti bu çok değerli ve karlı kapitülasyonları kaybetmemek ve sürekli hale getirmek amacıyla osmanlı hükümetine baskı yapmış ve başarılı olmuştur. 46 yıllık saltanat hayatı boyunca Osmanlı uygarlığı büyük gelişme göstermiş hukuk, matematik, mimarlık ve nakkaşlık alanlarında yetişen bilim ve sanat adamlarının yarattığı eserler kültür tarihimizin başyapıtları olarak yerlerini almışlardır. I. Süleyman padişahlığı döneminde devleti yetenekli devlet adamlarıyla birlikte yönetmiş ve dünyanın en büyük imparatorluğu haline getirmiştir.

Kanuni'nin en ünlü şiiri:

« Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır
Olmaya baht u saadet dünyada vahdet gibi

Ko bu ıyş u işreti çün kim fenadur akıbet
Yâr-ı baki ister isen olmaya tâat gibi

Olsa kumlar sagışmca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir saat gibi

Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbî fârig ol


Olmaya vahdet cihanda kûşe-i uzlet gibi »

Ailesi
Kanuni Sultan Süleyman'ın son zamanlarına ait bir minyatür (Topkapı Müzesi)2 eşinden 8 oğlu ve 1 kızı olmuş, ancak oğullarından sadece 4'ü 1550'lere kadar sağ kalabilmiştir. Bunlar -yaş sırasıyla- Mustafa, Selim, Bayezid ve Cihangir'dir. Mustafa hariç tüm çocuklarının annesi Hürrem Sultan'dır.

Şehzade Mustafa Olayı
Şehzade Mustafa, I. Süleyman'ın Mahidevran Sultan'dan olan ilk çocuğudur. Şehzade Mustafa yetişkinliğe ulaşınca Osmanlı geleneğine uyarak Amasya'ya vali olarak gönderildi. Gene gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte Amasya 'ya gitti. Şehzade Mustafa'nın I. Süleyman'ın en büyük oğlu olması ve sevilen bir şehzade olması nedeniyle babasından sonra tahta çıkması bekleniyordu. Ancak Süleyman 1553 yılında oğlu Mustafa'yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla Ereğli ovasında boğdurttu. Hürrem Sultan'ın I. Süleyman'ı bu kararında etkilediği inancı yaygındır.

Bir diğer adı, kendi tabiri ile:

"Ben ki Sultan-i salâtin-i zaman burhân-i havakın-i avân tâc-bahs-i husrevân-i cihan zillullâhi'1-meliki'l-mennân Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Şam ve Halep ve Karaman ve Rûm'un ve vilâyeti-i Dulkadriye'nin ve Diyârbekir'in ve Azerbaycan ve Van'ın ve Budun ve Tamisvar vilâyetlerinin ve Mısır'ın ve Mekke'nin ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve Halilü'r-Rahmânin külliyen diyâr-i Arab’ın ve Yemen'in ve Bağdad ve Basra ve Cezayir vilâyetlerinin ve dahi nice memleketlerin ki âbâ-i kiram ve ecdâd-i izamim -enârallâhü berâhinehüm- kuvvet-i kahire ile fetheyledikleri ve cenabı-i celalet-meâbim dahi tig-i âtes-bâr simsîr-i zafernigârim ile fetheyledigim nice diyarın sultanı ve pâdişâhı hazret-i Sultan Bâyezıd oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Şah Hân'ım"

Piri Reis'in idam fermanını vermesi
Mısır Kaptanı Piri Reis 1552'de Umman ve Basra üzerine 30 gemiyle çıktığı seferde, Hürmüz Kalesi'ni kuşatmıştı. Portekizlilerden aldığı haraç karşılığı kuşatmayı kaldırdı ve donanmasıyla Basra'ya döndü. Tamire muhtaç donanmayı orada bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır'a döndü, gemilerden birisi yolda battı. Donanmayı Basra'da bırakması kusur sayıldığı için Mısır'da hapsedildi. Basra valisi Kubat Paşa'ya ganimetten istediği haracı vermemesi, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa'nın politik hırsı yüzünden hakkında padişaha olumsuz rapor verildi ve dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın fermanı üzerine 1554'te boyunu vurularak idam edildi. İdam edildiğinde 80 yaşının üzerinde olan Piri Reis'in terekesine devletçe el konuldu.

5 Temmuz 2010 Pazartesi


Milan'da top koşturan Brezilyalı yıldız futbolcu Ronaldinho'yu görenler, gözlerine inanamadı...

Geçtiğimiz sezonun yorgunluğunu ülkesinde Rio de Janeiro'da atan Milanlı futbolcu, plajda çocuklarla top oynadı. Bu sırada basın mensuplarına da poz veren 30 yaşındaki oyuncunun aşırı kiloları dikkat çekti.

Ronaldinho'ya şaşıran hayranları, süperstarın göbeğine bakarak, 'Bu gerçekten Ronaldinho mu?' der gibi bir bakış attılar.
MİLLİYET HABER
nasıl yani dedim haberi okuduğumda çok severim ben bu futbolcuyu komik,sevimli,müzib bir suratı var :)

2 Temmuz 2010 Cuma

Y A Y 'IM BEN



Yay Ateş + Değişken (23 Kasım – 21 Aralık)


Tanımlayan söz: Kendimi yeni ufuklarda arıyorum
Olumlu ve yapıcı kullanıldığında: Yeniliğe açık, felsefi, hareketli ve özgürlüğüne düşkün, iyimser ve inançları güçlü, başkalarına ilham veren, geniş düşünen

Yönetici gezegeni: Jüpiter
Elementi: Ateş

Mitolojisi: Bu burcun figürlerini tarihte tam olarak belirlemek zordur. Babilliler onu savaş tanrısı Nergal olarak ifade etmişlerdir. Okçu simgesi yarı insan- yarı beygir biçiminde görülür. Bu figürün yunan mitolojisindeki karşılığı santorlar ve özellikle Kiron'dur. Kiron, Pelion dağında kılıç kuşanmış, Herkül'ün okları tarafından kalçasından yaralanarak dayanılmaz acılar yaşamıştır.

Vücutta karşı geldiği bölge: Kalçalar, baldırlar
Rengi: Koyu mavi, mor
Metali: Kalay
Taşı: Topaz

İlişkilerinde eğilimleri: Yay’lar yakın beraberliklerinde özgürlük ve deneyimlere açık olmayı arzu ederler. Onlar için bir beraberlik kısıtlayıcı olmamalı, her iki tarafı da besleyen bir yolculuk gibi olmalıdır. Yay özgürlüğüne fazlasıyla düşkün ve kendi görüşlerinde de sağlam kalmak ister. Onunla bir beraberlikte, siz de maceraya açık olmalı ve iyimser bir tutum sergilemelisiniz. Yay’lar onları entelektüel açıdan besleyen ve sürekli meşgul edebilen kişilerle beraber olmayı arzu edeceklerdir. Eğer fazla ağır ve risk almayı sevmeyen bir karaktere sahipseniz, bu beraberlik çok uzun ömürlü olmayabilir.

Avantajları: Yay burcu hayatınıza iyimserlik ve yeniliklere açıklık katar. Onunla beraberken olaylara daha farklı bir gözle bakmayı öğrenebilirsiniz. Yay size ilham ve hayatınıza renk katacaktır. Aynı zamanda iyimserliği sayesinde sizi daha neşeli ve pozitif de kılabilir. Onunla beraberlik asla sıkıcı değil hatta fazla hareketli olabilir. Yay burcunun bilgiye açık olması ve genel olarak uyumlu karakteri sayesinde yenliklere açık hale gelebilirsiniz.

Zayıflıkları:
Yay erkil, maceraperest ve risk almaktan, hayata açık durmaktan keyif alan bir burçtur. Burcun sembolünde ileri doğru atılan ok, bu burcun geçmişi değil, geleceğe yönelik olduğunu gösterir. Pozitif ve hayatı olduğu gibi kabul eden tutumları ile Yay’lar keyif veren, geniş görüşlü ve eğlendirici partnerlerdir.

Yay’lar aşkta da deneyimci ve kendilerini kısıtlamayan beraberlikleri tercih ederler. Hatta bu alanda oldukça dürüst ve dosdoğru hareket ettikleri için, daha muhafazakar kişiler için fazla hareketli ve açık bulunabilirler.

Yay ilişkilerinde hareket ve heyecan olduğu kadar yenilik, bilgi ve bilgelik de arar. Bu nedenle entelektüel açıdan onları doyuracak, canlı ve özgür düşünceye önem veren kişilerle çok daha rahat edeceklerdir. Pek çok Yay, giriştikleri konuyu sadece teorik biçimde değil, doğrudan deneyimleyerek öğrenmek ister. Özgür ve açık tutumlarıyla onlar, kasvetli ve kötümser bakış açılarından uzakta kalmak isteyeceklerdir.

Yay Kadını’nın yaklaşımı:

Ateş elementinin bu hareketli kadını fiziksel çekiciliğinin yanı sıra entelektüel gücü ve çok boyutlu yaklaşımı ile son derece etkileyicidir. Ancak onun size sürekli bağlı kalmasını istiyorsanız, çok daha fazla çaba sarf etmeniz gerekir. Zira Yay kadını çoğu zaman kendi bildiği yolda gitmek isteyen özgürlüğüne de bir o kadar düşkün bir bayandır. Onu fiziksel açıdan cezbetmiş olsanız da, o sizden görüşlerine de önem vermenizi isteyecek ve sık sık sizi test etmeye bakacaktır.

Yay kadını düşünen ve görüşlerini hararetli biçimde savunan, bir çeşit amazonvari bir kadın olabilir. İyi huylu ve iyimser görünümüne karşın, kendi görüşlerine karşı gelindiğinde siz de hazırlıklı olmalısınız. Tartışmaya her zaman açıktır ve güçlü düşünceleriyle sizi kolayca ikna edecektir. Eğer kendini kısıtlanmış hissederse, onu bir daha göremeyebilirsiniz. Cesur ve kendi ayaklarında durmak istemesi onun boyun eğmeyeceğini gösterir.

Yay kadını bir Yengeç ya da Boğa gibi ideal bir anne olamayabilir ancak son derece teşvik edici, toleranslı ve geniş görüşlüdür. Çocuğunun gelişimini yakından takip edecek ve çok fazla müdahale etmeden yardımcı olmaya çalışacaktır. Ancak haritasında su elementi çok zayıf olan Yay kadınları daha baskın ve iddiacı özelliklerinden dolayı ilişkilerinde problemler yaşayabilirler. Fazla deneyimci olmaları yüzünden onları anlayan ve gerektiğinde özgür bırakabilecek partnerlere ihtiyaç duyarlar.

Eğer Venüs Akrep ya da Oğlak burcundaysa, bu durum aşk hayatına daha kararlı ve tutkulu bir eğilim getirebilir. Bu Yay kadını daha kararlı ve duygusal açıdan dengeli olabilir. Ancak Venüs Kova ya da Yay burcunda ise, bu Yay kadının bağlanması fazlasıyla güç olabilir. Bu konum evliliği geciktirebilir ya da önemsememelerine yol açabilir. Bu Yay kadını için evlenmek adeta bir hapis gibi olabilir.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Dunning-Kruger Sendromu

Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldumu hiç?
Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp
"Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?
Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:
"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.


Bitmedi...

Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...
Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise "en alçakgönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:
"İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür.
Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler...
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler...Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar..."
Ne olur fazla mütevazi olmayın!...
"Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...
Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı".
Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:
"Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır."

29 Haziran 2010 Salı

A L A C A K A R A N L I K


Hayatımda ağladığım sayılı filimlerden bir taneside Alacakaranlık'tır.
Belki 50 defa izlemişimdir gene izlerim...İkincisi vizyona girdiğinde beklentilerimi pek karşılamadı ama olsun genede harikaydı veeeee sonunda devamı geldi nihayet, dört gözle bekliyordum:)
Merak edenler için filim hakkında detaylı bilgi topladım ama benim fikrimi sorarsanız mutlaka izlemelisiniz derim:)

Proje gelişimi
2008'de Kasım'ın başlarında Summit Stephenie Meyer'in Alacakaranlık serisindeki diğer kitapları Yeni Ay, Tutulma ve Şafak Vakti'nin haklarını aldığını açıkladı.22 Kasım 2008'de Alacakaranlık'ın gösterime girmesinden bir gün sonra Summit Yeni Ay filminin çekimlerine başlanacağını doğruladı. Meyer bu konudaki düşüncesini "Summit Entertainment ile yaşadığım pozitif tecrübenin, kitabı filme uyarlanmış başka bir yazarın herhangi bir film yapımcısı ile yaşadığını sanmıyorum ve Yeni Ay ile bir kez daha onlarla çalışma şansım olduğu için mutluyum" şeklinde belirtti.Melissa Rosenberg senaryo üzerinde çalışmaya serinin ilk filmi Alacakaranlık gösterime girmeden önce başladı ve Alacakaranlık'ın gösterime girdiği ilk hafta sonunda Yeni Ay için yazdığı taslak senaryoyu teslim etti.
Aralık ayının başında Alacakaranlık'ın yönetmeni Catherine Hardwicke'in devam filminde yer almayacağı açıklandı. Hardwicke projeden ayrılmasının zamanla ilgili olduğunu belirterek zamanlama nedeniyle olan bu sonuç için üzgünüm, Yeni Ay'ı yönetme fırsatım olmayacak. Alacakaranlık'ı yönetmek hayatımın en büyük tecrübelerinden biriydi ve hayranların gösterdiği tutkulu destek için de minnettarım. Summit'tekilerin devam filmi ile iyi bir iş çıkarmalarını diliyorum. Bu büyük bir hikaye" dedi.13 Aralık 2008'de Altın Pusula'nın (The Golden Compass) yazarı ve yönetmeni ve Amerikan Pastası'nın (American Pie) ortak yönetmeni Chris Weitz ile Yeni Ay'ın yönetmenliğı için anlaşıldığı açıklandı.

Oyuncu seçimi
Jacob Black'in Alacakaranlık ve Yeni Ay arasındaki fiziksel değişimi sebebiyle, Weitz devam filminde Taylor Lautner'i değiştirerek yerine yeni ve daha iri Jacob Black'i canlandırabilecek başka bir aktör kullanmaya karar verdi.Rolünü korumak isteyen Lautner, Alacakaranlık filminin çekimleri bittiğinden beri çok çalıştığını ve 8,5 kilo aldığını ve 4,5 kilo daha almak konusunda Weitz'e garanti verdiğini belirtti.Ocak 2009'da Weitz ve Summit Lautner'in Yeni Ay'da da rolünü oynamaya devam edeceğini açıkladı. Bir röportajında Kristen Stewart, Lautner'in dönüşümü hakkında konuşurken onun için "fiziksel olarak tamamen farklı biri oldu" yorumunu yaptı.
Mart 2009 sonunda Summit, Lautner'in yanında kurt sürüsünde yer alan diğer karakterleri canlandıracak oyunculara ait bir liste yayınladı. Quileute kabilesindeki diğer oyuncu kadrosunun kasting yönetmeni daha önce de kadrosunda büyük oranda Amerikan yerlilerinin bulunduğu Kurtlarla Dans (Dances with Wolves) ve Kalbimi Oraya Gömün (Bury My Heart at Wounded Knee) gibi filmlerde de çalışan Rene Haynes'di.

Çekimler
Yeni Ay için yapım öncesi çalışmaları Aralık 2008'de başladı.Çekimlerin 23 Mart 2009'da Vancouver'da başlanmasına karar verildi,ancak planlanandan birkaç gün önce başladı. Montepulciano, İtalya'daki çekimlerin başlangıç tarihi olarak da Mayıs 2009 sonu belirlendi.

Oyuncular ve karakterler
Cullenler ve Swanlar
Kristen Stewart, Bella Swan: Vampir Edward Cullen'e aşık olan genç kız. Edward'a o kadar büyük bir aşkla bağlı ki onun halisülasyonlarını görmek için ölümü göze alıyor.Edward onu terk ettiğinde yaşamı aniden allak bullak oluyor.
Robert Pattinson, Edward Cullen: Bellanın sevgilisi olan vampir. Bellayı kimsenin sevemeyeceği kadar seviyor. Cullen ailesinin en yakışıklısı ve en hızlısı. Aynı zamanda düşünceleri okuyabilme yeteneğine sahip (bella hariç).
Peter Facinelli, Carlisle Cullen: Cullen ailesinin lideri.
Elizabeth Reaser, Esme Cullen:Carlisle'in eşi.
Ashley Greene, Alice Cullen:Cullen ailesinin, insanların aldığı kararlardan geleceğini görebilen üyesi. Edward'ın en sevdiği kardeşi.
Jackson Rathbone, Jasper Hale:Cullen ailesinin duyguları yönlendirebilen üyesi. Alice'in sevgilisi. Rosalie'nin kardeşi. Ve doğumundan yüzyıllar sonra diyeti uygulamaya başladığı için diğer vampirler gibi rahat olamıyor.
Nikki Reed, Rosalie Hale:Dünyanın en güzel insanı olarak nitelendirilen Cullen ailesi üyesi.
Kellan Lutz, Emmett Cullen:Cullenlerin en güçlü,en uzun ve en komik üyesi. Edward'ın en sevdiği kardeşi. Rosalie'nin nişanlısı.
Billy Burke: Charlie Swan:Bella'nın babası ve Forks'un polis şefi.

Quileute kabilesi
Taylor Lautner, Jacob Black:Bella'nın eski bir çocukluk arkadaşı ve Bella'ya aşık. Bella'nın Edward'ı ne kadar çok sevdiğini bile bile vazgeçmiyor. Aynı zamanda quileute kabilesinin en yakışıklı üyesi.
Chaske Spencer, Sam Uley: Kurt sürüsü lideri.
Tyson Houseman, Quil Ateara: Jacob'un en iyi arkadaşlarından biri ve ileride sürü üyesi.
Alex Meraz, Paul: İrade problemleri yaşayan bir kurt sürüsü üyesi.
Kiowa Gordon, Embry Call: Jacob'un en iyi arkadaşlarından biri.
Bronson Pelletier, Jared: Bir kurt sürüsü üyesi.
Tinsel Korey, Emily Young: Sam'in sevgilisi ve kurt sürüsündeki anne figürü.
Göçebe vampirler [değiştir]
Rachelle Lefèvre, Victoria:Erkek arkadaşı James'in öcünü almak için Bella'yı öldürmek isteyen bir vampir.
Edi Gathegi, Laurent:Bella'yı öldürmeye çalışan bir vampir.Kurt sürüsü tarafından Bellaya saldırırken öldürülmüştür.
Volturiler
Michael Sheen, Aro: Eski bir İtalyan vampir klanı olan Volturilerin lideri.
Jamie Campbell Bower, Caius: Eski bir İtalyan vampir klanı olan Volturilerin liderlerinden ve hikayenin önemli karakterlerinden biri. Kendi çekimlerine Haziran 2009'da başlayacak olan Campbell Bower kitabı daha önce hiç okumadığını ancak Alacakaranlık serisinin parçası olunmak istenecek en büyük hikaye olduğunu belirtti.
Christopher Heyerdahl, Marcus:Bütün varlıkların duygularını anlayabilen vampir.
Dakota Fanning, Jane:Acı yanılsamaları ile insanlara işkence yapabilme yeteneğine sahip bir vampir.
Cameron Bright, Alec: İnsanların ve vampirlerin duygularını yok edebilme yeteneğine sahip bir vampir aynı zaman da jane'in ikiz kardeşi.Gücü Jane'inkinin antidotu. İnsanları ve vampirleri uyuşturur. Volturilerin en yakışıklısı.
Charlie Bewley, Demetri: Bir Volturi koruması.
Daniel Cudmore, Felix:
Noot Seear, Heidi:İnsanların kanını içmeleri için onları Volturi vampirlerine taşıyan bir vampir.
Justine Wachsberger, Gianna:Volturilerin spikeri ve sekreteri.
Diğer
Anna Kendrick, Jessica Stanley:Bellayı kıskanan arkadaşı.
Justin Chon, Eric Yorkie:Bella'nın arkadaşı.
Christian Serratos, Angela Weber:Bella'nın en sevdiği arkadaşı.
Michael Welch, Mike Newton:Bellaya aşık olan fakat bella Edward'ı sevdiği için Jessica ile sevgili olan kişi

25 Haziran 2010 Cuma

N İ K A H M A S A S I


13 Haziran 2010
Sevgili arkadaşım Şebnem Dünya evine girdi.
Bende Nikah şaidi oldum :) düğün günü bana ''ona hep uğur getirdiğimi ve dünya evine girerken şaitliğini benim yapmamı istediğini söyledi'' tabi bende seve seve yapdım...
Mutluluklar arkadaşımın olsun o benim 10 yıllık arkadaşım İstanbula geldiğim yıllardan bu yana hep beraberdir.Kah güldük kah ağladık, hep dosttuk,hiçbir zaman birbirimizi kırmadık hep birbirimizin arkasını kolladık...
Nikah Masası ne tuhaf geldi bana şaid sandalyesine oturupta kalkana kadar nasıl terlediysem elbisem üzerime yapışmıştı artık :) Ben böyle heyecanlandıysam Gelinle Damadın durumunu düşünemiyorum bile:)
Canım arkadaşım şimdi aile kurdu ilerde çocukları olacak sevgiyle büyütecek evlatlarını o herşeyin en güzeline layık...
Bende birgün arkadaşım gibi sevdiğim adamla evlenmek ,mutlu bir ömür geçirmek istiyorum:) İ S T İ Y O R U M :)

22 Haziran 2010 Salı

Onlara, OHAL değil, daha fazla açılım verin

23 Haziran 2010 - Mehmet Ali BİRAND yazısıdır.Lütfen okuyalım bunlar yaşadığmız bu toprakların gerçekleri,ülkemizin acıları...

Şu sıralarda hepimiz çok kızgınız.
Kızgın iken sağlıklı karar verilemez. Oysa özellikle şimdi, soğukkanlı davranmaya en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz.
PKK, Türkiye’nin Uluslararası Konjonktürdeki sıkışıklıklarını değerlendirmiş, içerdeki durumu da çok elverişli görmüş olacak ki, kendini yakma pahasına ortaya atılıverdi.
Kendini yakma pahasına diyorum, zira hiçbir şey elde edemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Onlar için, ellerindeki militanları heba etmenin bir cezası yok ki. Kimseye hesap vermiyorlar. Tek amaçları, Türkiye’nin canını yakmak, kamuoyu sinirlendirmek ve bizi fevri davranmaya zorlamak... Doğrusu, şu birkaç gündür yaşananları izleyince, az da olsa başarı kazandıklarını söyleyebiliriz.
OHAL'in geri gelmesi, PKK'ya çok yarar sağlar
PKK yöneticilerinin kendilerine göre birçok hesapları vardır, ancak benim görebildiğim iki önemli hedefi var.
En başta gelen hedef, halkın sinirlerini bozmak, iktidarı telaşlandırmak ve Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasının bölgeye geri getirilmesini sağlamak.
Düşünün, 1990’lardaki önlemlere dönülecek ve Güneydoğu askeri yönetime terkedilecek.
İnsanlar bir yerden bir yere gidemeyecek.
PKK’ya destek verdiğinden kuşkulanılan köyler sökülecek, kimileri yakılıp yıkılacak. İnsanlar göçe zorlanacak.
Faili meçhul cinayetler başlayacak.
Sorgusuz sualsiz insanlar tutuklanacak.
Bölgede nefes alınamayacak.
Biz bu filmi daha önce, 90’larda yaşadık. PKK eğer gücünü arttırabildiyse, işte bu uygulamalar sonucunda başarmıştır.
PKK’nın istediği, ümidi, rüyası budur.
Daha fazla kan aksın, daha fazla çatışma olsun.
Eskiye dönülsün ki, asker baskısı artsın, bölge halkı öylesine bir baskı altına alınsın ki, tekrar eskisi gibi isyan etsinler. Hergün çatışma yaşansın. Bu sayede de PKK’nın bölge halkı üstündeki denetimi artsın.
Allahtan bu oyunu ilk gören Genelkurmay Başkanı oldu. OHAL’e “şimdilik gerek bulunmadığını söyledi” içimizi rahatlattı. Başbakan da bu konuda aynı görüşü paylaştı. Ancak PKK bu işin peşini bırakmayacaktır. Onlar vurdukça kamuoyunun çeşitli kesimlerinden “OHAL’i isteriz” çığlıkları yükselecektir. Benim korkum kamuoyu baskısıyla bu noktaya gelinmesidir.
Şimdi yine bu tuzağa mı düşeceğiz, yoksa iktidarın başlatıp, yeterince cesur davranamadığı için yürütemediği Açılım’ı daha da genişleterek tekrar devreye mi sokacağız.
PKK terörünün sadece silahla çözümleneceğine inanan savaş taraftarları bu yaklaşıma kesin karşı çıkacaklardır.
Oysa çok yanılıyorlar.
Terör örgütlerini, tabanlarından ayıran tek unsur daha fazla demokrasi, daha fazla Açılım’dır.
Şimdi, gelin eskiyi bir yana bırakalım. Erdoğan-Atalay ikilisinin yeterince etkili olamadıklarının hesaplaşmasını, ilerde seçimlerde yaparız.
Şimdi, gelin silahlı mücadele kadar Açılım’a asılalım.
PKK’yı savaş besler, bölge halkıyla ilişkisini yoğunlaştırır.
Doğru dürüst bir Açılım ise, tam aksine PKK’nın elini kolun kırar.
Gelin, oy korkusunu bir yana bırakıp ortak bir cesaret gösterelim ve üstlerine gidelim. Terörle mücadele de, başka ülkelerin yapamadıklarını biz yapalım.
Tüm suçu İsrail ve ABD'ye yükleyip kendinizi aldatmayın...PKK’nın önümüzdeki yola açtığı ve hepimizin içine düşmemizi istediği diğer bir tuzak da, bütün bu yaşananların tümünün bir “Uluslararası bir komplo’dan” kaynaklandığına inanmamızdır.
Elle tutamadığımız, nereden çıktıklarını, nasıl hareket ettiklerini bilemediğimiz bu yabancı güçlerin, ülkemize komplo kurduğuna ve herşeyin bu uzanamadığınız yabancılar tarafından organize edildiğine inandığımız anda, çukura düşeriz.
Bu yaklaşım çok basittir.
Herşeyi “bilinen yabancı güçlere” fatura edersiniz. Sizin hiç yanlışınız yokmuş gibi davranırsınız. Kendi kendinizi sorgulamaktan kurtulursunuz.
“Türkiye baş kaldırıyor. Bağımsız hareket ettiği için, buna tepki gösteren İsrail ve Amerika el ele verdiler. PKK’yı taşeron olarak kullanmaya başladılar” dediniz mi, rahatlarsınız.
Suçu başkalarına çıkardınız mı, hesap verme sorumluluğunuz da azalır. İşin ucunu kaçırırsınız. Alınacak iç önlemlere kafa patlatmak, riskler almak yerine, sırtınızı komplo teorilerine dayadınız mı, kamuoyunun dikkatini o tarafa yönlendirip, paçayı kurtaracağınızı sanarsız.
Oysa, işte en tehlikeli tuzak budur.
Böylece, sadece içerde terörle uğraşmakla kalmaz, dışarda da kendinize açıkça yeni düşmanlar edinmiş olursunuz.
Yeni yabancı düşmanlar yaratmayalım...
Doğrudur, PKK’yı taşeron olarak kullananlar vardır.
Hatta, Amerika ve İsrail dahil olmak üzere, kendimizi en yakın gördüğümüz nice müslüman ülkeler de, dolaylı dolaysız şekilde mutlaka bu oyunun içindedirler. Ancak unutmayın ki, eğer siz bataklığı kurutamazsanız, birileri gelip mutlaka bundan yararlanmaya çalışacaktır.
Bu, asırlardan beri oynanan, uluslararası bir oyundur.
Türkiye de aynı oyunu oynar. Başka müttefiklerinin karanlık işlerini kurcalar. Zira kimse bir diğerinin daha güçlü olmasını istemez.
PKK şu anda taşeronluk piyasasında görücüye çıkmış durumda.
İster Amerikalılara, ister İsrail veya başkalarına verdiği mesaj açık: “Arkadaşlar ben Türkiye’yi istediğim anda karıştırabilecek güçteyim. Ankara ile hesabı olanların katkılarına açığım. Parayı bastıran, bu kampanyaya katılabilir.”
Bu gerçeği ise, sadece Türkiye değiştirebilir.
Türkiye, içindeki bataklığı kurutabilirse, ortada ne taşeron, ne de PKK’yı kullanmak isteyen ülke kalır.
“Büyümemizi, güçlenmemizi, bağımsız hareket etmemizi istemeyenler, PKK’yı harekete geçirdiler.” kolaycılığına düşmeyelim.
Aklımızı kullanıp, kendimizi bu durumlara sokmamayı bilelim.

21 Haziran 2010 Pazartesi

BABAM VE BEN


Çocuk ilk baba dediği gün Babası işte bu benim evladım dermiş taki o gün anlarmış Baba olduğunu,evladının sorumluluğunun sırtına yüklendiğini.

Babalarımızı Babalar Günün de hatırlamak ne kadar doğru ki?

Sevgili babamız biz hasta olduğumuz da , mahallede top oyanrken kavga çıktıpta dayak yediğimizde,okulda öğretmen şu kadar para getireceksiniz dediğinde,büyüyüpte kendi ayaklarımızın üzerinde dursak bile bize destek çıktığında babamız bugün baba lar günü değil yardım edemem dedimi ki...

Hayır dememiştir... En azından benim babam demedi.

Küçüklüğümden hatırladığım en güzel anı ilkokul birinci sınıfa gittiğimde ''S'' harfini yazamazdım öğretmenim de bu yüzden bana bir sayfa S harfi yazmam için ödev vermişti ama ben sayfanın yarısına kadar yazabilmiştim ağlayarak yazmak istemiyorum yapamıyorum demiştim.Babam bana yardım etmeye çalışmıştı ama genede ben yazamamıştım,yatma saatim geldiğinde gidip bi güzel yatmıştım.Sabah okula gidip defteri açtığımda bir gördümki defterimin sayfası S harfleriyle doluydu evet babam gece beni uyuttuktan sonra sanki ben yazmışım gibi defter sayfamı doldurmuştu.Babam kıyamamıştı bana ,belki doğru bişey değildi yaptığı ama benim zayıf tarafımı doldurmuştu işte...

Tüm Babaların B A B A L A R G Ü N Ü K U T L U O L S U N....

13 Mart 2010 Cumartesi

P E N G U E N


Sayın Devlet Bakanımızın Eşcinsellik konusundaki düşünceleri bu kadar güzel karükatirise edilir...tabiki anlayana :))

L O S T artık bitiyorrrrr


Resim EkleLOST,Amerikada drama televizyon dizisidir.Program,Sidney,Avustralyadan'dan Los Angeles,Amerika Birleşik Devletleri'ne uçan bir yolcu uçağının kaza yapması sonucu Güney Pasifik'te gizemli bir adaya düşen kazazedelerin hikayelerini konu edinmektedir.
Geniş ansambl oyuncu kadrosu ve Ohau,Hawaii'deki çekimlerinin maliyeti nedeniyle Lost televizyon tarihinin en pahalı dizilerinden biridir.
Damon Lindelof J.J.Abrams ve Jeffrey Lieber tarafından yaratıldı ve ABC Studions,Bad Robat Productions ile Grass Skirt Productions tarafından yapımı gerçekleştirildi.
Olumlu eleştiriler alan ve popüler bir başarı elde eden Lost,ilk yılından itibaren ABC de yayınlanan her bölümü ortalama 16 milyon kişi tarafından seyredildi.
Lost,altıncı sezonunda 121. bölümüyle sona erecek ve final bölümü,23 Mayıs 20102da yayınlanacak.
Ben hiç izlemedim ama final bölümünden sonra DVD leri alıp izlemeyi düşünüyorum.

28 Şubat 2010 Pazar

PAZAR günü ne yapmalıyım?

Pazar günleri ne yapmak isteriz??
Bütün bir hafta çalışırız ve haftaiçi kendi kendimize bir sürü söz veririz şunuda Pazar günü yaparım bunuda Pazar günü yaparım diye okadar çok şey vardırki yapılacak ama pazar günü geldimide tek yapılan şey mükemmel bir kahvaltıdır gerisi gezme tozma yada uyumadır. (kişiye göre değişir) Ben bu Pazar sabahı baktım dışarı havanın durumu kötü evde kombi yanıyor sıcacık ne işim var dışarda dedim iyide yaptım dinledim doğrusu,penceremin kenarına sandalyemi koydum elimede kitabımı aldım saatlerce okudum eee gelelim internette ne yaptığıma biraz yeni çıkan kitabları araştırdım biraz yeni vizyona giren filimlere baktım birazda indirimlere baktım.
Hemen bilgi geçiyim;

Yeni Çıkan Kitablar;
Rüya - Ümit AKTAŞ
Son DERVİŞ - Metin AKTAŞ

Vizyona Giren Filimler;
Veda
Eyvah Eyvah
Deli Dumrul
Nine

Nerde İndirim Var;
Koton
LC Waikiki
Gap
Zara
Mango
Mavi Jeans

benim ilgilendiklerim bunlar oldu:)

12 Şubat 2010 Cuma

Henüz sevgilinize hediye almadıysanız***One Minute***




14 Şubat Sevgililer günü için internetten araştırma yapıyordumki birde ne görüyim Twıgy harika bir koleksiyon hazırlamış....Nasıl harika şeyler yapmışlar bayıldım doğrusu...üzerinde işaret yazılarmı dersiniz ,gelin damat figürleri dersiniz,garfield mı dersiniz daha neler neler...sadece 2 resim ekleyebildim...Fiyatıda uygun aslında 19,00 ile 29,00 TL arasında...daha ne olsun waalla...henüz sevgilinize hediye almadıysanız mutlaka Twıgy satan mağzalara bakmanızı öneririm:))


27 Ocak 2010 Çarşamba

İlk Blog Ödülümmm


Sevgili arkadaşım!!

Chidos bana blog arkadaşlığı ödülü göndermiş;blog arkadaşlığımız pekişsin,güzel bir estantene olsun diye:) çok teşşekkür ederim Çiğdem :)

12 Ocak 2010 Salı


ŞEBO ŞEBO ŞEBO ŞEBO....
Türk Rock Müziğinin kraliçesinin yeni albümü Benim Adım Orman çıktı ve hemen aldım mükemmel albüm yapmış kraliçe,her albümde olduğu gibi özlü sözlü şarkıları döktürmüş:) Müziklerdeki alt yapının çok başarılı olduğunu söyledi Cem.
Albüm kapağının fotoğrafında birşeyi farkettim Şebo daha kadınsı gözüküyor,büyümüş Madonna gibi valla yaşlandıkca güzelleşiyor:))

6 Ocak 2010 Çarşamba

Dünyanın Sonu Olması Şart mı ?

Bir Üniversitede , Profesör derse şöyle başlamış :
- "Düşünün ki bugün Dünyanın son günü. Yarın bu saatte her şey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız?"
Tüm öğrencilerden bir çok değişik cevap gelmiş:
- İbadet eder Tanrıdan günahlarımı affetmesini dilerdim,
- Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım,
- Ailemle zamanımı geçirirdim,
- Anneme veya Babama giderdim,
- Arkadaşlarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım,
- Barbekü partisi yapardım,
- Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.
- Yatar uyurdum.
- Ormanda son defa dolaşırdım,
- Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
- Akşam yıldızları seyrederdim.
- En sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
- Piknik yapardım,
- Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim,
- Jet uçağına binerdim,
- Üzdüklerimi arar özür dilerdim beni affetmesini isterdim vs..
Hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. Sonra gülerek ;
-" Çocuklar bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı ..? " diye sormuş.

Kan şekerinin Yükselmesi Nedir ?

Bilindiği gibi normalde (şeker hastası olmayanlarda) açlıktaki kan şekeri düzeyi 70-110 mg/dL’dir. Kan şekerinin normalin üzerinde bulunmasına hiperglisemi adı verilir.
Eğer, açlıktaki kan şekeri 180 mg/dL’nin üzerinde ise çok yüksek şeker olarak kabul edilir. Şeker hastasında devamlı olarak yüksek şeker tesbit edilişi diyabetin kontrol altında olmadığını gösterir.
Kan Şekeri Düzeyini Neler Yükseltir?
Hiperglisemi ya yavaş yavaş ya da hızla oluşur.Kan şekerini yükselten herşey hiperglisemiye neden olabilir.
Ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlarınızı gerektiği kadar almaz ya da insülininizi yeterli miktarda yapmazsanız,
Başka bir nedenle hastalanırsanız(iltihap-infeksiyon gibi),
Çok fazla yemek yerseniz,
Her zamanki egzersizinizi yapmazsanız,
Stresli bir dönem geçiriyorsanız kan şekeriniz çok yükselebilir.
Genellikle günlük tedavi programını aksatmayan ve düzenli yaşantısı olan diyabetiklerde hiperglisemi beklenmez.
Kan şekeri düzeyinizi düzenli aralıklarla ölçün ve kontrol altından çıkmaya başladığında, bunun ne zaman olduğunu diyabet eğiticinize bildirin.
Kan Şekeri Yükselmesinin Semptomları
Sıklıkla hiçbir belirti hissetmeyebilirsiniz. Ancak aşağıdaki şikayet, belirti ve bulgular hiperglisemiyi düşündürmelidir.
Her zamankinden daha fazla susarsanız
ve çok su içerseniz.
Her zamankinden daha fazla acıkırsanız
ve çok yemek yerseniz.
Sık sık idrar yaparsanız.
Gece boyunca idrar yapmak için uykudan
uyanırsanız.
Derinizde kuruma ve kaşıntı varsa
Halsizlik, yorgunluk hissediyorsanız.
Bulanık görüyorsanız.
Herhangi bir enfeksiyonunuz varsa.
Kesikleriniz, yaralarınız çok yavaş iyileşiyorsa.
Kan Şekerinin Aşın Yükselmesi Nasıl Tedavi Edilir?
Her zamanki günlük diyabet tedavisi uygulamanıza dönmeniz, kan şekeri yükselmesinin en iyi tedavi yoludur.
Şu bakımlardan emin olun:
Diyetinize titizlikle uyun.
Diyabet ilaçlarınızı (ağızdan alınan veya
insülin) zamanında ve doğru olarak
almalı ve yapmalısınız.
Düzenli fizik egzersizleri yapmalısınız.
Her gün kan şekerinizi ölçmelisiniz.
Ancak kan şekeri giderek artıyorsa, idrarda keton cisimlerinin aranmasına ve doktor kontroluna ihtiyaç vardır. Çünkü kontrol altına alınamayan şeker düzeyi, çok tehlikeli derecede yükselerek ketoasidoz gelişebilecektir. Ketoasidoz tedavi edilmezse koma tablosuna girebilirsiniz.

31 Aralık 2009 Perşembe

HoşGeldin 2010


Penguen gene yapmış yapacağını ve harika bir kapak oluşturmuş:)
Sayın Başbakanın yeni yıla bakışı mizahi gözden ancak bu kadar net anlatılabilirdi:)Tebrik ediyorum tüm penguen yazar grubunu:)
Ülkemizin genel gişihattı hakkında eski yıl ve yeni yıl için yorum yapmaya gerek kalmadı bu kapağı gördükten sonra...
EEEE anlayana çok güzel bir kapak olmuş...

Sayfalar